BİR YIL DAHA GEÇTİ…

ERGÜN GÜNEŞ

Bir grup insan bir arada oturuyoruz. Otuzlu yaşlarda olan bir arkadaş dedi ki; “Bir kafe açacağım, dekorasyonda eski zamanlara dair objeler kullanacağım ve kafede nostaljik bir müzik, 1990’ların müziği çalacak.” “1990’lar ne zaman nostalji oldu ya?” dedim. “Ne nostaljisi? Daha dündü 1990’lar…” İşte böyle zaman hızla geçiyor.

Zaman hızla geçiyor ama aklımız zamanın gerisinde kalıyor. Aklımız zamanın gerisinde kalmasa yılların kişiliğimizi, sağlığımızı, firmamızı, kurumumuzu yıpratmasını -tecrübelerimizi kullanarak- engelleyebilirdik.

Hastaneye gidince sağlığın, cenazeye gidince yaşamanın kıymetini anlıyor ama hemen unutuyor ve koşturmaya başlıyoruz. Kimsenin son nefesinde “işime daha çok zaman ayırmalıydım,” demediğini biliyoruz. Ama zaman sıkışması yaşıyoruz. Kelebek, en kısa ömürlü canlılardan biridir ama zaman sıkışması yaşamaz. Rabindranath Tagore bir şiirinde der ki; “Kelebekler ayları değil, anları sayar / tükenmez zaman okyanusunda” ayları değil anları saydığı için kelebeğin yeterince zamanı vardır. Aynı nedenle insanlardan daha çok yaşamış da sayılmaz mı?

Anam rahmetli dedi ki bir gün; “Ben iyi yaşadım oğul!” Ne ölmeden önce görülmesi gerektiği varsayılan yerleri görmüştü, ne ölmeden önce yapılması gerektiği varsayılan şeyleri yapmıştı. Öyleyse neden iyi yaşadığını düşünüyordu? Yıllar ona en büyük mutluluğun ruhun iç savaşlarından kurtulmak olduğunu öğretmişti. Yıllar ona, hayatın sınırsız bir oyunlar, istekler, ihtiyaçlar dizisi olduğunu ve bizim hepsini oynayacak zamanımız olmadığını öğretmişti. Yıllar ona, sahip olamadıklarına üzülmek yerine, sahip olduklarına şükretmeyi öğretmişti.

Yıllar insana birçok şey öğretiyor aslında, bugün bizi sıkan meselelerin bir süre sonra önemini kaybedeceğini, hiç bir şeye lüzumundan fazla önem vermemek gerektiğini öğreniyoruz. Öğreniyoruz ama geleceği denetlemek için bugünü kaçırıyoruz. Geleceği denetlemek mümkün mü? Öğreniyoruz ama daha çok para kazanmak için bugünü kaçırıyoruz. Bir insan ne kadar çok kazanabilir? Nerede durmak gerekir? Bunun bir ölçüsü var mı?

Çok başarılı bulduğumuz merhum işadamı Sakıp Sabancı bir konuşmasında şöyle demişti; “Otomobil fabrikalarım var. Ama keşke, keşke oğlum benden kendisine bir otomobil almamı isteseydi.” Engelli oğluna bir otomobil alabilmek, otomobil fabrikaları sahibi olmaktan daha önemli ise, Cahit Sıtkı Tarancı’nın dediği gibi; “Her mihnet kabulüm, Yeter ki, gün eksilmesin penceremden” diyerek mutlu olabilir miyiz?

Mevlana şöyle diyor:

“Başarı bir seyahattir, hedef değil, Mutluluk, gidilen yol üzerindedir. Yolun sonu değil. Çünkü o zaman yol bitmiş ve vakit de çok gecikmiş olur. Mutlu olmanın zamanı, bugündür. Yarın değil.”

Bir yılı daha geride bıraktığımız bugünlerde içimden geçenleri paylaşmak istedim. Sesli düşündüm.

Yeni yılınız kutlu olsun.

Yorumlar kapalı.