BİR KIŞ MASALINA YOLCULUK

Uçsuz bucaksız beyazlar içinde, masmavi bir gökyüzü ile başbaşa kaldığınız ve doğanın kucaklayıcı serveti içinde kendinizi dinleyip, sınırlarınızı zorlayarak içinizdeki yeni “beni” keşfedebileceğiniz eşsiz bir kar yürüyüşü…


Bu sayımızda, Rize İkizdere’de her yıl Şubat ayında düzenlenen ve iki gün süren “Çağırankaya Kar Yürüyüşü” deneyimini paylaşacağız sizlerle. 

Bir Başka Güzeldir Yayların Kışı…

Zannetmeyin ki; yayaların sevdalıları sadece baharda çıkarlar yaylara… Kışın yayların yolu, zorlu ama bir o kadar keyifli bir yolculuk sunar insana… Bu yolculukta gördüğün gezdiğin yanına kâr, bir de kendini tanırsın, ekip arkadaşını tanırsın, doğanın ne denli muhteşem, gökyüzünün ne denli mavi olduğunu bir kez daha yaşar ve anlarsın…

Her yıl şubat ayında düzenlenen ve ticari bir organizasyona bağlı olmayan yürüyüşte her türlü rehberlik hizmeti ve yayla evlerinde konaklama gönüllülük esası ile düzenleniyor. Buluşma yerleri ve yanınıza alacaklarınız, yürüyüşte neler yapılacağına dair  bilgiler “Çağırankaya Kar Yürüyüşü”nün sosyal medya hesaplarından duyuruluyor. 

NASIL GİDİLİR?

Ankara’dan katıldığımız yürüyüş başlangıç noktası İkizdere’ye ulaşmak için önce uçakla Trabzon’a gittik. Havalimanından kalkan otobüsler sizi İkizdere kavşağına kadar götürüyor. Oradan da dilerseniz dolmuşla, dilerseniz taksi ya da ekipten destek isteyerek kasabaya ulaşabiliyorsunuz. Yol uzak ve meşakkatli görünse de Karadeniz insanının o güler yüzlü ve misafirperver karşılamasıyla yorgunluk falan kalmıyor. 

Kasabaya ulaştığınızda karşılaşacağını kalabalık sizi şaşırtacak. Çünkü yürüyüşe Avrupa’dan katılan turistleri dahi görmek mümkün. Biz burnumuzun dibindeki bu kar yürüyüşünden yeni haberdar olurken yabancı turistleri görmek açıkçası bizi biraz şaşırttı… Bunun dışında Türkiye’den pek çok doğa ve spor kulüpleri ile kendilerini bembeyaz düşlerin sessizliğine  bırakmak isteyen doğa tutkunları ve macera tutkunları ile de bir araya geliyorsunuz.

Saat 10:00’da Yürüyüş Başlar….

15 km’lik karlı yamaçların tepesine doğru çıkılacak yolculuk için her şey hazır. Herkes iki günlük yiyecek içecek gereksinimlerini sırt çantalarına doldurdu. Ancak benim gibi fotoğraf çekecekseniz, yedek bataryalar ve objektiflerle çantanızda neredeyse yiyeceklere yer kalmıyor. Tabi telefon yedek bataryasını da unutmamak lazım . Çünkü yukarda telefonunuzu şarj edebileceğiniz hiç bir yer olmayacak… “Ne olacak ki, daha büyük bir çanta alırım”, diye sakın düşünmeyin… Çünkü karda sırtınızda bir çantayla yürümek o kadar da kolay olmayacak. Küçücük bir bisküvi paketi bile, yürüdükçe sırtınıza bindirdiği ağırlığın bir kaç katına çıkabiliyor. Bu nedenle çantanıza alacağınız malzemeler konusunda çok akıllıca davranın. 

Ve yürüyüş başlıyor… Yürüyüşün ilk saatleri gayet keyifli ve yorucu olmayan bir kulvarda.. Hava da güzel… Ama yokuş arttıkça yorgunluklar başlıyor… Uzun ve yamaçsız yoldan gitmek yerine daha kestirme olması için bu dik yokuşları çıkmaz zorundayız. Yoksa yayla yolları 15 km’den çok daha uzun… Alışık olmayan insanlar için çok zor olabiliyor ancak manzaraların büyülü görüntüsü her şeyi unutturuyor .

Ayak İzlerini Sakın Kaybetmeyin…

Bu yürüyüşte dikkat edilmesi gerek en önemli  şey önünüzden giden ekip arkadaşınızın ayak izlerini takip etmek… Önde sizin için açılan yoldaki ayak izlerinden gitmek son derece önemli. Çünkü bembeyaz bir düzlükte yolunuzu kaybetmemeniz, rehberinizin ayak izlerini takip etmenize bağlı. 

Çatıların Üzerinde Yürümek…

Yürüyüşe başlarken, 15 km gözünüze çok da fazla bir mesafe gibi gelmiyor. Hatta çabuk bitecek diye düşünüyorsunuz. Ama yürüdükçe görüyorsunuz ki daha uzun bir yol bizi bekliyor. Ben ilk defa kar yürüyüşüne katıldığım için kardaki mesafeleri gözümde kestiremiyorum. Sadece yola odaklanıp yürüyorum.. Önde giden insanların ayak izlerini takip ederek giderken ağaçların bittiğini artık sadece karların kaldığını görüyorsunuz. 

Ağaçları bir hayli aşağınızda bırakıp bir süre daha gittiğinizde ise uzakta bir köy görüyorsunuz ve işte diyorum geldik; gideceğimiz yer burası… Ama meğer daha yolumuz varmış… Bir mola verelim diyorlar. Çıkınımızdakilerden bir sofra kuruyoruz kendimize…

Yemek çıkınızda, su ve enerji verecek hafif yiyecekler bulundurmayı ihmal etmeyin. Kuru meyveler ve peynir, yoğurt gibi protein desteklerini mutlaka yanınıza alın. Yiyeceklerle enerjimizi toparlayıp yola devam ediyoruz.. 

Biraz ilerde mola öncesi, geldik sandığım evlere yaklaşıyoruz. Evler çatılarına kadar karla kapanmış. Bu manzara, kar içindeki dev mantarlar varmış hissi yaratıyor. Biraz yaklaşınca da çatıların hizasındaki yoldan yürüyüp geçiyoruz…

Rehberimiz ileride bir yamacı işaret ediyor… Konaklayacağımız yayla evleri oradaymış… Kocaman bir yamaçta, kocaman bir köy görünüyor. Bulunduğumuz yerden bakınca çok yakınmış gibi görünüyor… “Tamam birazdan orda oluruz”, diyorum içimden… Ama yürüdükçe yollar uzuyor… Yeni tepecikler, yeni dereler geçiyoruz… Çok yakında gözüken evlerin, asla yakında olmadığını fark ediyorsunuz. Kar ve bembeyaz bir düzlüğün gözü ne kadar yanılttığını bu yolculukta anladım. 

Enerjini ve Motivasyonunuzu Doğru Kullanın…

Enerjini doğru kullanma gerekliliğini de ne demek olduğunu burada öğrendim diyebilirim. Doğru enerji kullanımı, motivasyon ve ruh dinginliği ile çok bağlantılı. Stres yapmaz, kaygı duymaz iseniz enerjiniz daha yüksek ve dayanma gücünüzde daha fazla oluyor. Ben “şimdi geldik, işte geldik”, diye düşünürken aslında bir yandan da boşa enerji tükettiğimin farkına vardım. Bütün enerjinizi kaygı ve endişeden uzak yolun tadını çıkartarak, yürüyüşün tamamına yaymanız gerekiyor. Çünkü bu stres ve yanlış enerji kullanımı sebebiyle, beni günlük yaşamımda da rahatsız eden menisküs sorunum, burada da peşimi bırakmadı. Biraz bacağımı dinlendirmek için yürüyüşü bıraktığım zamanlarda ekipten uzak kaldım. Ama yürüyüş arkadaşlarım beni asla bırakmayarak beklediler. Karda izleri takip etmek kadar önemli bir ekip kuralı daha; ekibinizden birini asla karda tek başına bırakmayın. 

Şehirde Ne Gökyüzü Bu Kadar Mavi, Ne De Kar Bu Kadar Beyaz…

Bacağımın ağrısıyla oturup beklerken etrafa baktığımda, o koskoca dağlarda, uçsuz bucaksız evrenin bir parçası olarak aslında ne kadar küçük ve ne kadar yalnız olduğunuzu hissediyorsunuz. O andan itibaren bu muhteşem doğanın tadını çıkartıp, sessiz ve mağrur duran bu dağlarda yürümenin hazını yaşamaya başladım. Hem keyif, hem hüzün, hem de korku… Tüm duygular karmaşık burada…  Gökyüzü masmavi, karlar bembeyaz…  Şehirde ne gökyüzü bu kadar mavi ne de kar bu kadar beyaz… Dünyanın pek çok yerine seyahat etmiş biri olarak bu kadar mavi bir gökyüzünü, başka yerde gördüğümü hiç hatırlamıyorum.. 

Kar birikintilerinde oluşan şekiller ise inanılmaz güzeller. Kar ve rüzgarın oluşturduğu şekiller, sinemasal görsellikler sunuyor. Bu bir fotoğrafçı için bir daha aynısını asla bulamayacağınız eşsiz görüntüler… Seneye aynı yere aynı saatte yine gitseniz, aynı ağacı, aynı evi çekebilirsiniz belki ama kar birikintilerinin oluşturduğu bu görüntüleri asla aynı şekillerde bulamazsınız… 

Kar Suyu İle Çay Demlemeyi İhmal Etmeyin…

Güneş batmak üzereyken konaklayacağımız yayla evine geldik…  Ancak bizim evde yolda karşılaştığımız diğer evler gibi karlar altında… Rehberimiz, üst kattaki pencereden birini açıyor ve oradan içeri geçiyoruz. Alt kata inip, güçlükle dış kapıyı açarak önündeki karları temizliyoruz… Ardından da hemen sobayı yakıyoruz. 

Büyük bir tencereye, temiz kardan alıp, sobada kaynatıyorsunuz ve kar suyu ile çay demliyoruz. Çayın tadı ise mükemmel diyebilirim… İşte onca yola değen büyülü anlar… Elbiseler kurutuluyor ve günün kritiğiyle geçen keyifli sohbetlerin ardından, herkes uyku tulumlarına girip uykuya geçiyor… 

Sabah yine erkenden kalkıp kahvaltının ardından 15 km’lik yol ile kasabaya dönüş yapılacak… Bu da demek oluyor ki aynı güzellikleri ve duyguları yaşamak için bir 15 km’lik bir fırsatımız daha var. 

Bu kış masalı yolculuğunu yaşayıp, güzel anılarla döneceğiniz maceralı yürüyüşü mutlaka deneyimlemenizi öneririm..

Sabri Savcı

Görüntü Yönetmeni, Fotoğrafçı
Etiketler:

Yorumlar kapalı.