ASANSÖR SEKTÖRÜNDE GEÇEN 50 YIL

ASANSÖR SEKTÖRÜNDE GEÇEN 50 YIL

“Ustaların Ustası Seyfi Aydınoğlu”

 “Ustaya Saygı” isimli bu köşemizde, İstanbul’dan Kayseri’ye pek çok değerli asansör ustasını hem andık hem de tanıdık. Sektörümüze bambaşka bir bakış açısı katarak, yerli asansör sanayisinin duayen isimlerini yeni kuşak ile tanıştıran bölümümüzde, bu sayı çok önemli bir isimi ağırlıyoruz. Ankara’dan başlayarak, sektöre pek çok usta yetiştiren, Merih Asansör Yönetim Kurulu Başkanı Yusuf Atik ile birlikte Merih Asansör’ün de kurucusu olan ve ustaların ustası adıyla anılan Seyfi Aydınoğlu “Ustaya Saygı” köşemizin yeni konuğu…

Türkiye Asansör Sanayicileri Federasyonu Başkanı ve Merih Asansör Kurucusu Yusuf Atik’in de sohbetimize eşlik ettiği bu keyifli röportajda; eskimeyen dostluklarından, 1960’lardaki asansör sektörüne kadar pek çok değerli anıyı bizlerle paylaştılar. Dergimiz yayın Kurulu Başkanı Ergün Güneş ise; bu sohbeti gerçekleştirerek okuyucularımız için kaleme aldı.

Asansörcülüğe başlamanız nasıl oldu?

SEYFİ AYDINOĞLU: Ben akşam sanat okulu mezunuyum. Makine Kimya’nın imtihanını da kazanmıştım orada işe başlayacaktım. Babam dedi ki “Oğlum benim sözümü dinle memur olma. Bak ben memurum. (Babam zabıtaydı) Ayın başında maaş alıyorum cebime koyuyorum ve ay sonunu nasıl getireceğimi düşünüyorum. Kendi işini kur. Kendi paranı kendin kazan.

SEYFİ AYDINOĞLU: O yıllarda, ben önceden elektrik işleri yapan bir firmada çalışıyordum. Firma sahipleri ile değil de, birlikte çalıştığım ustayla sorunlarım vardı. Ayrılmak istiyordum. Kızılay’da Sakarya Caddesi üzerinde bulunan Türk İş Genel Merkez binasının elektrik işlerini yapıyorduk. Aynı binada asansörcüler de çalışıyordu. Asansör işi ilgimi çekti ayrılmayı da istediğim için onların başındaki kişiye “Beni yanınıza alın,” dedim. Adam dedi ki “Sen birinin yanında çalışırken ayartmış gibi işe almamız doğru olmaz,” “Siz beni almasanız da ben ayrılacağım” dedim. “Ayrıldığında gel,” dedi ve bana kartını verdi. Ben çalıştığım firmanın sahibine gittim, ayrılmak istiyorum dedim. Niye dedi. “Başka bir yerde çalışacağım,” dedim. “Usta beni çok eziyor”, demedim. Sonra gittim karttaki adrese ve böylece asansörcülük başladı. Ben girdiğimde sonradan Sincap Asansörü kuracak olan Hüseyin Dökmeci Alman asansör firması Housan’ın temsilcisiydi.

Mesleğe girdikten sonra neler yaşadınız, hemen ısındınız mı işe?

SEYFİ AYDINOĞLU: Benim asansörcülüğe başladığım yıllar usta çırak ilişkisinin önemli olduğu yıllardı. Ustalar yetiştirdikleri çıraklarla öğünürdü. Ama bazıları kıskançtı, bilgiyi paylaşmazdı. Biz de öyle iki usta vardı. İşi öğrenmeyelim diye işin tam püf noktasında ya bir tornavida ya bir pul düşürürlerdi aşağı kata, sonra da “git al,” derlerdi. Sen aşağı inip gelirdin ki usta orayı yapmış. Ama Muharrem Usta öyle değildi. Onun üzerimde emeği çoktur. Beni yetiştiren odur. Allah bin kere razı olsun.

“Yusuf Atik ile beraber kendi firmamızı yani Merih Asansörü kurmaya karar verdik”

Kendi firmanızı kurmanız nasıl oldu?

SEYFİ AYDINOĞLU: Ben Hüseyin Dökmeci’nin firmasından ayrıldıktan sonra üç kişi ortak bir yer açmıştık. O sıralar Yusuf Atik de kendi firmasını kurmuş, çalışıyordu. Sonra benim ortaklığımla ilgili birtakım gelişmeler oldu ve biz Yusuf Atik ile beraber kendi firmamızı yani Merih Asansörü kurmaya karar verdik.

 Firmanın adını neden Merih koydunuz?

SEYFİ AYDINOĞLU: Sincap Asansör’de beraber çalıştığım arkadaşlarımın yanına uğramıştım onlar dediler ki “Biz firma kurduk,” İsmi ne? Uzay. “Siz uzay kurduysanız biz de Merih’i kurarız,” dedim. Merih’in isim babası olduk böylece… İlk iş olarak Demirlibahçe Uzgörenler Sokak’taki Tuna Pasajı içinde altı metrekare bir dükkân tuttuk. Bir müddet orada durduk sonra yanındaki yer boşalınca orayı tuttuk. Orası biraz daha büyüktü. 40 lira kira veriyorduk. Babam dükkânda durur telefonlara bakardı, sözleşmelerimizi o yazardı. Bizi hiç boş durdurmazdı, koştururdu, bize çok destek verdi. Dört, beş yıl Uzgörenler Sokak’ta çalıştık. Sonra Yusuf, Sıhhiye’de Sağlık Sokak’ta bir yer aldı oraya taşındık. Çankırı Caddesi’nde bir otelin asansörlerini yapmıştık. Oradan aldığımız parayla büroya masa sandalye aldık.

 “Asansör parçası bulmak çok zordu”

İmalata geçme fikri nasıl doğdu?

SEYFİ AYDINOĞLU: O yıllarda asansör parçası bulmak çok zordu. Hepsi dışarıdan geliyordu ve hem çok pahalıydı hem de bulamıyorduk. Hurdadan topladığımız parçalarla asansör yapardık. Telefon santrallerinden çıkan rölelerle kumanda panosu yaptık, parçaları işyerindeki çocuklara veriyorduk evde yapıp getiriyorlardı. Onlara maaşları kadar ek gelir oluyordu.

SEYFİ AYDINOĞLU: Kontaktörde bulunan bir parça vardı. Avusturya’dan geliyordu ve fiyatı 50 şilindi. Biz Yusuf ile buna baktık, inceledik ve “bunu kendimiz yaparız,” diye düşündük. İstanbul’a gittik aynısını yaptık. 5 şiline mal ettik. Kontaktörün bir parçasını daha yaptık, bir parçasını daha yaptık sonra bu parçaları birleştirdik kontaktör yapmaya başladık.

 Ortaklığınız ne kadar sürdü?

SEYFİ AYDINOĞLU:18 yıl, 6 ay, 21 gün sürdü.

 YUSUF ATİK: Aslında daha da sürerdi ama Seyfi Abim, benim kadar cesur davranmadı. Ben hep ataktım ve büyümekten yanaydım. Seyfi Abi’m “Allah’a şükür para kazanıyoruz, yeter” derdi.

SEYFİ AYDINOĞLU: Doğru doğru, ben borçlanmayalım temkinli gidelim isterdim.

Merih Asansörü kurduğunuz ilk yıllarda piyasada belli bir yere gelene kadar nasıl zorluklarla karşılaştınız?

SEYFİ AYDINOĞLU: O dönemlerde paramız, alet edevatımız , ekibimiz yoktu. Bir çırak, bir Yusuf, bir ben vardık. Çankırı Caddesinde bir otelin asansör işini yapmıştık. O otelin müdürü tavsiye etmiş yine Çankırı Caddesindeki bir başka otel sahibi aradı. “Benim asansörleri de yapar mısınız?” “Yaparız,” dedim. “Gelin bakın, bir fiyat verin,” dedi. Adam patronla konuşuyor ve bir ekip gelecek sanıyor. Ben gittim otele keşif yaptım. Otel sahibi “Seyfi Bey’e selam söyle, doğru düzgün olacak bir fiyat söylesin ona yaptıralım.” dedi. “Tamam” dedim.  Bir fiyat verdim, kabul etti. İşe başladık ama otel sahibi sürekli benimle Seyfi Bey’e selam gönderiyor. En sonunda dedim ki “Seyfi benim!” “Ne güzel evladım, bak işine sahip çıkıyorsun” dedi.

“Zor yıllardı para yoktu, parça yoktu, ekip yoktu ama huzur vardı”

SEYFİ AYDINOĞLU: Bir gün Uzgörenler Sokak’ta çalışıyoruz. Karnımız aç, Yusuf’la paralarımızı birleştirdik. Yusuf gitti yarım ekmek, biraz peynir almış onu ikimiz bölüştük bir ekmeğe gücümüz yetmedi. Bizim personel döner yerdi, biz üzüm ekmek yerdik. Yoktu, ne yapalım…

YUSUF ATİK: Zor yıllardı para yoktu, parça yoktu, ekip yoktu ama huzur vardı. Ahlak vardı, iş ahlakı vardı. İtibar önemliydi. Söz senetti.

 “Az ama iyi ustalar vardı”

Asansörcülüğe ilk başladığınız yıllarla ayrıldığınız yılları iş ahlakı yönünden kıyaslamanız gerekirse neler söylersiniz?

SEYFİ AYDINOĞLU: Benim asansörcülüğe başladığım 1965 yılında Sıhhiye’deki Fazlıoğlu İşhanı’nda ve Ulus’ta Anafartalar Caddesindeki Yapı Kredi Bankası binasında asansör vardı. Asansör firması da asansörcü de parmakla gösterilecek kadar azdı. Az ama iyi ustalar vardı. Bir de insanlar bugünkü gibi açgözlü ve bencil değildi.

SEYFİ AYDINOĞLU: Bakın ben size bir şey anlatayım: Demetevler’de bir iş yaptık. İşi teslim etmeye gittim. İnşaatı yapan Ali isimli benden yaşlı muhterem bir insandı. “Ali Amca, iş bitti kontrol et,” dedim. “Gerek yok yeğenim,” dedi “sen olduktan sonra” Benim paramı verdi. Ona dedim ki “Ben senin işten zarar ettim.” Çekmeceyi çekti bir tomar çek, senet çıkardı, “al şunların içinden,” dedi. Zarar etmeni istemem. Şimdi böyle müteahhit var mı? Şimdi hak ettiğini alamıyorsun. Ben işlerimi tasfiye ettiğimde piyasadan 2 milyon liraya yakın alacağım vardı. Evini karısının üstüne, arabasını amcasının üstüne yapmış her önlemi almış adam, neyini alacaksın.

YUSUF ATİK: Bizim 1969’larda mesleğe ilk başladığımız yıllar sektörde teknik olarak yokluk yıllarıydı. Asansör ustaları hep yabancıydı. Türk asansör ustalarının yetişmesi en fazla bizden bir göbek öncesine dayanır. Onlardan sonra ise sektörde bizler yetişmeye başladık. Biz ustalarımız takip edip, en doğruyu duayenlerden öğrenme şansını yakaladık. Belki o yıllarda sacmış, plastik patenmiş bunları bulmak mümkün değildi ama asansörün dilinden anlayan ustalar bulma açısında bir hayli zengin bir dönemdi. Şimdi ise sayısız malzeme ve sayısız makina var artık.

“O asansörün kapısı da Türkiye’deki ilk otomatik asansör kapısıdır.”

İlk başladığınız yıllarda yaptığınız işlerden bugün hala işleyenler var mı?

SEYFİ AYDINOĞLU: Yakın döneme kadar vardı. Bununa ilgili de bir anımı paylaşayım. Erzincan’da bulunan 3. Ordu’nun komuta katı asansörlerini ve oradaki askeri hastanenin asansör işi için teklif vermeye gittik. Orada beklerken Yusuf, “Sizin işi kime vereceğiniz belli ama” dedi. Ankara’daki bir asansör firmasının yakın akrabası generaldi. Yusuf onu ima etti. O anda orada bulunan bir albay dedi ki “Yavrum sen önce bir teklifini ver bakalım.” Teklif verdik işi bize verdiler. Oradaki komutan katına yaptığımız asansör Türkiye’nin ilk yüzde yüz yerli asansörüdür. Tüm parçalarını kendim buldum, bulamadıklarımı imal ettim.” O asansörün kapısı da Türkiye’deki ilk otomatik asansör kapısıdır.

SEYFİ AYDINOĞLU: İşi bitirdik sıra teslim etmeye geldi. 20’ye yakın görevli vardı. Albay herkese bir görev verdi sonra bana döndü “siz benimle gelin,” dedi. Yanında bir üsteğmen bir de asteğmen var. Beraber çıktık. Albay asansörün kumanda pano kapağını açtı. “Tamam, olmuş bu asansör” dedi. Merak ettim dedim ki “Komutanım, bu kanaate nasıl vardınız?” “Pano kablolarının bağlantısına baktım, çok özenli ve güzel bağlamışsınız, bunu böyle bağlayan asansörü de iyi yapmıştır,” dedi. Panoyu nereden aldınız? Diye sordu. “Kendim yaptım,” dedim. Aradan 12 sene geçti 3. Ordudan bir asker dükkâna geldi. O asansörde kullandığımız kapının motoru için bir parça arıyormuş. Tesadüfen bize gelmiş. Anlayacağınız 12 yıl o asansör sorunsuz çalışmış.

SEYFİ AYDINOĞLU: Ben yaptığım işte çok titiz çalışırdım. Çok severek çalışırdım. O yıllar her açıdan zor yıllardı, paramız yoktu, ekipmanımız yoktu ama itibarımız vardı.

“Gözümüz kara idi. Hadi dese Kosta Rika’ya gidecektik…”

Ortaklığınızın ilk yıllarında biraz zorlanmışsınız ve Kosta Rika’ya işçi olarak gitme girişiminiz olmuş, nasıl oldu, neden gidemediniz?

SEYFİ AYDINOĞLU: Günaydın Gazetesi’nde bir ilan çıktı. Kosta Rika’da çalışmak üzere işçi alınıyormuş. Yusuf’la hemen o akşama bilet aldık. Gece bindik otobüse sabah İstanbul’a indik. İşe alım ilanını veren Kosta Rika’nın fahri konsolosuymuş ve yeri de Mısır Çarşısı içinde idi. Gittik bulduk yerlerini, biraz bekledik görüşme sırası bize geldi. Girdik içeri “oturun,” dedi, oturduk. Ne iş yaparsınız, mesleğiniz ne?” diye sordu.Asansörcüyüz,” dedik.Mesleğiniz varmış niye gitmek istiyorsunuz?” dedi.Para kazanamıyoruz onun için”Oğlum, ta oralara gidip ne yapacaksınız varın gidin işinize dört elle sarılın,” dedi. Gözümüz kara idi. Hadi dese Kosta Rika’ya gidecektik…

Etiketler: ,

Yorumlar kapalı.